Kaçacak Yer
11 Kasım 2011 · Cuma
Bugün kendimden kaçamadım. Sabah her şey yerli
yerindeydi; dersler, zil, koridor, konuşmalar… Ama içimde bir yer, sanki günün
akışına dâhil değil. Aynı saatlerin içinden geçiyorum, fakat bir şey benimle
birlikte yürümüyor.
Bir ara sınıfta yalnız kaldım. Tahtada yarım kalmış
bir cümle duruyor. Tebeşiri elime aldım, yazacak gibi oldum, vazgeçtim. Cümle
öylece kaldı. Ne silindi ne tamamlandı. Ben de öyle.
Sınıf sessiz. Pencereden süzülen ışıkta tozlar ağır
ağır dönüyor. Zaman da öyle dönüyor sanki; bir yere varmadan, sadece dönerek.
Sandalyeye oturdum. İçimde bir sıkışma. Sanki bir şey söylenecek de
söylenmiyor. Sanki bir kapı var ama eşiği geçilmiyor.
İçimden bir ses geçti:
— Gel.
Ne bir yönü var ne bir sahibi. Ama kaçılacak gibi
değil. Yaklaştıkça daralan bir halka gibi. Uzaklaşmak mümkün değil; çünkü uzak
dediğim yer de aynı dairenin içinde.
Kendimle karşı karşıya kaldım. Kaçınacak bir kalabalık
yok. Oyalayacak bir söz yok. Söz ağırlaşıyor, suskunluk daha ağır. İnsanın
kendine yaklaşması, başka hiçbir şeye benzemiyor; ne bir sevinç, ne bir korku…
İkisi arasında, adı konmamış bir yer.
Bugüne kadar üzerini örttüğüm ne varsa, hafifçe
kıpırdadı. Tam açılmadı ama artık örtü de eskisi gibi durmuyor. İnsan bazen
gerçeği öğrenmez; sadece ondan saklanamayacağını anlar.
Derler ya, insan en çok korktuğu şeyle bir gün
karşılaşır… Bugün öyle bir gündü. Kaçacak yer aradım. Bulamadım.
Çünkü nereye gitsem, ben oradaydım.

Hiç yorum yok