Depremin Ertesi Günü
Kayseri çıkışı.
Pınarbaşı yolu.
Yol, Pınarbaşı’ndan sonra ikiye ayrılıyor: Malatya ve Maraş.
O gün yol ayrımı, yön değil kader gibiydi.
Kış.
Senenin en çok kar yağan günleri.
Önce gecenin sonu sallandık.
Sonra öğle vakti.
Bir gün sonra.
Malatya yolundan eve, Malatya yolundan işe gidip geliyorum.
Bir gün sonra.
Yol tırlarla dolu.
Üzerleri iş makineleri.
Demir yüklü umutlar.
Tırlar uçuyor.
Kar yağıyor.
Kış.
Kar, gözyaşlarına karışıyor.
Herkes üzgün.
Kimse kimseye bakmıyor.
Herkes Maraş’a doğru bakıyor.
Lokmalar boğazda düğüm düğüm.
Kayseri Maraş’a akıyor.
Yalnız Kayseri mi?
Türkiye Maraş’a akıyor.
Maraş’tan Adıyaman’a, Hatay’a, Adana’ya…
Çabuk çabuk.
Enkaz.
Yardım.
Bir şişe su.
Bir bölük ekmek.
Bir tek çorap.
Bir ağızdan:
“Sesimi duyan var mı?”
Deprem.
Enkaz.
Tırlar kırmızıda deliriyor.
Duracak zaman değil.
Tırlar, iş makineleri yüklü.
Kadrajı görmek istemeyen şoförler.
Kurtarma ekipleri.
Resmî plakalı araçlar.
Sirensiz ama acele.
Artçılar devam ediyor.
Bir baba, enkazın başında.
Yavrusu enkaz altında.
Bir ülke babanın dudaklarıyla duada.
Ya yürek,
ya gözyaşı,
ya umut?..
On şehir enkaz altında.
Biz, enkazın karşısında.
Bakıyoruz.
Ve ilk kez,
bakmanın yetmediğini
bu kadar iyi biliyoruz.

Hiç yorum yok