Şehir Bakmıyor
Kilitli taşlardan bir kaldırım, Hunat’a doğru akan cadde vızır vızır, belediye otobüsleri ağır ağır ilerliyor, araçlar ve insanlar birbirine karışmış, kış, kuru ayaz, ağızlardan buhar yükseliyor, siyah gözlü, siyah kirpikli, siyah saçlı beş yaşlarında bir çocuk annesinin elinden tutuyor, ayağında spor ayakkabı, başında takımının şapkası, asfaltla kaldırımın birleştiği yere uzatıyor parmağını, yerde minik bir serçe yatıyor, ölü, ne ağaç var ne çatı ne bahçe, yalnızca taş, asfalt ve ölüm, anne görüyor, gözleri büyüyor, çocuğun parmağını kavrıyor, bir çığlık kopuyor, meydan duyuyor, insanlar duruyor, bakıyor, ağlayanlar, tespih çekenler, dualar mırıldananlar, cep telefonlarına uzanan eller, Kayseri Lisesi’ne çıkan yoldan esen rüzgârla serçenin kanadı kıpırdar gibi oluyor, kalabalık dehşetle genişliyor, sonra resmi plakalı bir araç geliyor, beyaz tulumlu adamlar, maske, eldiven, sanki görünmeyen bir sızıntı varmış gibi yaklaşan adımlar, trafik duruyor, görevli ölü serçeyi kuyruğundan tutup mahfazaya bırakıyor, itlaf edilecek deniyor, herkes rahatlıyor, kalabalık dağılıyor, trafik yeniden akıyor, birkaç dakika sonra aynı yerde Talas otobüslerinden biri geçerken bir başka minik serçe yere düşüyor, cansız, annesinin elini sıkıca tutan başka bir çocuk geliyor, duruyor, parmağını uzatıyor, anne bakıyor ama bağırmıyor, kalabalık yok, dua yok, trafik durmuyor, insanlar bakmadan geçiyor, serçe rüzgârla kaldırıma doğru esniyor, anne çocuğun elini indiriyor, “yürü” diyor, çocuk bir kez dönüp bakıyor, şehir bakmıyor.

Hiç yorum yok