Sayı ve Dahası
Sayı nedir? Sayılar küçülüp rakam, rakamlar büyüyüp sayı mı oluyor? Şöyle mi yani: 0'dan 9'a kadar tek basamaklı sayılara rakam denir. Tamam da neden? Saymaktan sayı öyle mi? Sayılar ise 10'dan başlar ve sonsuza kadar gider. Peki, nereye gider? Sonsuz kaç sayıdır?
Mağara duvarlarından, ağaçlara açılan çentiklerden ve ip düğümlerinden medet ummadan yazı ve sayının ortaya çıkışı ile daha sağlam nazariyelere ve somut örneklere ihtiyaç var. Bakınız daha sıh-fır’dan hiç mevzubahis etmedim. İlkel insanlar ve mağara devri vs. gibi modernizmin kavramlarından ve yönlendirmelerinden uzaklaşmadan bazı meseleler hep karanlık kalacaktır.
Sayılarla ilgili birkaç alıntıya değinelim şimdi.
“Matematikçi Karl Weierstrass
(ö. 1897), 6 Mayıs 1878’de verdiği bir konferansın girişinde sayıyı
Aristoteles-Eukleides’den esinlenerek “birliklerden kurulu çokluk” şeklinde tanımlar.
Konferansta dinleyici olarak bulunan bir öğrenci, geleceğin önemli filozoflarından
Edmund Husserl (ö. 1938), bu tanımı kendince yeterli bulmaz ve felsefî hayatı
boyunca ‘sayı nedir?’ sorusunun peşine düşer. Ona göre sayı ‘küllî aritmetik’
(arithmetica universalis) sisteminin zemininde bulunur; ve bu nedenle her türlü
matematik felsefesi sayı kavramını analiz ederek yola çıkmalıdır.”
...
“Husserl’e göre ise sayı bir
anlamda çokluktur; çünkü her sayıdan konuşan bir tür çokluktan konuşur. Ancak
çokluk olması Eukleides’in savunduğu gibi onun birliklerden kurulu olduğu anlamına
gelmez; zira çokluk=birlikler demektir. Sayıyı herhangi bir çokluktan ayıran
ise kesin belirlenmiş ne kadarın (kaç) varlığıdır. Böylece sayı, alelâde birçok
değil, kaç’ın modlarıdır. Diğer bir deyişle her sayı ne kadar çokun sıkı bir şekilde
sınırlandırıldığını, belirlendiğini imler. Sayı da “belirlenmiş –sınırlanmışçokluk”
olarak tanımlanır. Böylece Husserl, klasik Eukleidesçi sayı tanımını tashih ve
tadil eder. “
...
Ali Kuşçu, el-Muhammediyye’de,
giriş kısmında hesap bilimini tanımladıktan sonra sayı için şu tanımı verir:
“Hisâb: Belirli özelliklere
sahip bilinenlerden sayısal bilinmeyenleri çıkarım kurallarını öğreten bir
bilimdir; konusu sayıdır; sayıdan biri ve birden oluşan her şeyi içerecek
biçimde sayma eyleminin altına giren/düşen her şeyi anlıyorum.”
Ali Kuşçu, rakamları da yalnızca
sayıları kısaca yazmak ve kavranılmalarını kolaylaştırmak için icad edilmiş
semboller olarak görür:
“Malumdur ki, Hintli
filozoflar sayıların yazımını kısaltmak ve kavranılmasını kolaylaştırmak için
dokuz rakam üzerinde uzlaşmışlardır.
(Bu Alıntının da yer aldığı nefis makale şurada: https://nazariyat.org/content/5-sayilar/21-cilt-10-sayi-2/7-ihsan-fazlioglu-ali-kuscu/07_ihsan_fazlioglu.pdf)
Haydi Sayı nedir bir şekilde
cevapladık diyelim. Bu sefer karşımıza sayıların adlandırılışı nasıl oluyor
sorusu geliyor. Bu da ilk soru kadar çetrefil ve matematik felsefecilerinden
nazariyat kuramcılarına kadar birçok ilim adamına dert olmuş bir konudur.
Sahiden sayıların adlandırılışı enteresan. Bir sürü nazariye söz konusu. Sıfırsız varsayılan matematik kadar hoş. Kör, sağır ve dilsiz. Âdem (as)’e eşyanın adını öğreten Rabbimiz, rakamları da mı öğretmişti? İlk mimar da Âdem as değil midir? O halde?
Diyor ki chatgpt isimli arkadaş:
Dünyada rakam adları, sayı kavramlarının yerel toplumlar
tarafından fark edilmesi ve her dilin kendine özgü yapısına göre bu kavramlara
isimler vermesiyle ortaya çıkmıştır. Bu adlandırmalar genellikle dilin temel
sözcük köklerinden ya da sayma deneyimlerinden türemiştir.
- İnsanlar
doğada ilk olarak bir, sonra iki, sonra çok gibi
kavramları ayırt ettiler.
- Bazı
ilkel dillerde hâlâ sadece bu üç kavram vardır: “bir – iki – çok”.
- Her
toplum, kendi dil yapısına göre sayı kavramlarına isim vermeye başladı.
Bu isimler, genellikle:
- Ses taklitleri (örnek yok ama
ilkel dillerde olabilir)
- Sayma eylemine bağlı fiiller (örneğin
"yetmek", "eklemek")
- Gözlem ve geleneklere dayalı semboller (bazı toplumlarda 5 = el, 10 = iki el)
Fark ettiniz değil mi net
hiçbir şey yok.
Şunda bile: Örn: Türkçede “bir”, Fince’de “yksi”, Moğolca’da “nigen”
Yalnız, bu adlandırılış nazariyelerinden özellikle çocuklara öğretirken kullanılan ve el yazısı değil de köşeli yazıya uygun açı nazariyesi, doğru veya yanlış izahı yönünden işime geliyor, hatta hoşuma gidiyor. 1’de bir açı, 2’de iki, 3’te üç...
Rakamsız saat ve sıfırsız matematik! Ne âlâ
Bir de sayılara anlam yükleme
açısından Klasik edebiyatımızda pek kıymetli bir eser olan Âşık Paşa’nın
Garîb-nâme’si var.
“Adından da anlaşılacağı üzere varlığa ve yokluğa dair “garip” yaklaşımların ve ilginç çıkarımların bir ürünü olan Garîb-nâme, bir tefekkür hazinesi ve irfan membaı olarak “halkın inancının sağlamasını”, “halkın inanışları” üzerinden yapan önemli bir eserdir.
Bakınız Üstad sayılara nasıl yaklaşıyor.
“Tekâmülü simgeleyen 10 sayısından
hareketle Garîb-nâme’nin 10 Bâb (10 Bölüm) ve her Bâb’da da 10 Destân (hikâye) şeklinde
tertip edildiğini belirtmekte fayda vardır. Eser bu bakımdan “hendesî”dir, yani
hesap kitap işidir. Bu tip bir düzeni“10’un kemali/tamlığı simgelemesinden”
dolayı özellikle tercih ettiğini ifade eden Âşık Paşa, Birinci Bâb’da, Allah
gibi bir olanlar; İkinci Bâb’da, can ve ten, yer ve gök gibi iki olanlar,
Üçüncü Bâb’da mâzi, hâl ve istikbâl gibi üç olanlar, Dördüncü Bâb’da toprak,
hava, ateş ve su gibi dört olanlar, Beşinci Bâb’da beş duyu gibi sayısı beş
olanlar, Altıncı Bâb’da dünyanın altı günde yaratılması gibi altı olanlar,
Yedinci Bâb’da yedi tabakalı vücut ve yedi kat gökler gibi sayısı yedi olanlar,
Sekizinci Bâb’da sekiz cennet gibi sayısı sekiz olanlar, Dokuzuncu Bâb’da dokuz
nefis, dokuz perde, dokuz felek gibi sayısı dokuz olanlar, Onuncu Bâb’da on sayısının
kemâli simgeleyen örneklerinde olduğu gibi tam olanlardan bahsedilmektedir.” (Bu
konuyla ilgili şu adresteki makaleye bakılabilir:
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2204272)
Korkmayın canım sayı sembolizmi bizi ne Hurufiliğe ne falnamelere ne ebced mecrasına sürükler.
Siz sorulara kafa verin:
Sayı
nedir, neden bire bir diyoruz?..

Hiç yorum yok