Yeni Klâsik Metin
Klasik hikayeden kopuyoruz.
Zaman içerisinde şehirlerin değişmesi, alışkanlıkların farklılaşması, kişilerin tasavvurlarının yeni baştan oluşması gibi binlerce ve binlerce etkeni bir araya getiriyor ve modern hikâyeden postmodern hikâyeye, postmodern hikâyeden daha adı tam konulamayan yeni anlayışa geçiyor edebiyat dünyası.
Uzun metinler yerine kısa metinler tercih ediliyor Küçürek Öykü’den beri.
Yeni neslin televizyon izlemeyip Youtube eksenine kayması gibi bariz bu değişim.
Çekirdek aileye evrilişimiz gibi, AVM’ler gibi, kültür ve sanat dünyamız gibi, devletlerarası bitmeyen stratejiler gibi, durmadan kurgulanan alışkanlıklar gibi…
Metinlerimiz de değişiyor.
“Ahmet evden çıktı” diye başlayan metin yerine daha belirsiz ifadeler kullanıyoruz. Ahmet evden değil zamandan geri çıkıyor.
Çünkü bugün dünya, çıkılan bir yer değil; içinde parçalanılan bir hâlidir.
Hava artık betimlenmiyor; hava, insanın içine çöküyor.
Mekân kurulmuyor; mekân, bilincin çatlağında beliriyor.
Olay anlatılmıyor; olay, dilin tökezlediği yerde başlıyor.
Bugünün insanı yürümüyor; aksıyor.
Zaman ilerlemiyor; birikiyor.
Hikâye olmuyor; sızıyor.
Bu yüzden doğrusal anlatı, yalnızca eskimiş bir teknik değil; kültürel evrimi ıskalayan bir zihniyet kalıntısıdır.
Klasik yazıcılık, dünyayı hâlâ anlatılabilir sanıyor. Oysa dünya artık ancak sezdirilebilir.
Yazar, anlatıcı değildir; boşluk açandır.
Okur, dinleyici değildir; tamamlayandır.
Metin, bilgi taşımaz; mesafe ve ayrım oluşturur.
Bugün edebiyat, olup biteni söylemek için değil, olanın yetmediğini göstermek için vardır.
Böyle bilinmesi gerek diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok